|
“EVET ‘OKUMA KAMPANYALARI
REKLAMDIR!’ ”

“Bilenler
bilmeyenleri toplayıp, okutmayı,
onlara okumayı anlatmayı bir vazife bilmelidir.”
M Kemal Atatürk 1923
Mahmut ŞİRİNOĞLU
Yıllardan beri yazmak aklıma geldiği
halde yazmazdım. Ama şimdi karar verdim. Artık ben de yazmalıyım. Olmamış
mıydı yazacak bir şeyler , evet olmuştu. Peki şimdi ne değişti? Ama bu seferki
durum başka idi. Bu herhangi bir oluşum değildi.
Bu Anadolu insanının temiz, dupduru
akışının aks etmesi idi. O halde yazmalıydım. Bu sefer yazmasam birilerine
haksızlık edecektim.
Kalktım bir sabah, içimin beni durdurmadığı bir
sabah , aldım kalemi elime ve bu başlangıcı yaptım. Geriye aşağıdaki kırık dökük
satırlar kaldı. Umarım siz değerli okurlar, beğenirsiniz.
* * *
Devletimizin kurucusu büyük önder Atatürk’ün
okumaya verdiği önemle ilgili aşağıdaki bilgilere pek çoğumuz rastlamışızdır;
“Atatürk, okumayı öylesine severdi ki bu
alışkanlığını cephede de sürdürdü. Ortalama insan ömrüne göre kısa bir yaşamı
oldu. 57 yıllık yaşamı boyunca toplam 3 bin 397 kitap okudu..”
(1)
Yine Ulu Önder’in okuma sevgisi hakkında şöyle
anlatıyor E.Hakim Cengiz OTACI “Atatürk'ün çocukluğunda başlayan kitap tutkusu,
savaş zamanı cephede bile sürdü. Sırtından üniformayı çıkarıp sivil hayata
geçince okumaya ayırdığı zaman daha da arttı. 'Kitap okumasaydım bu
yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım” diyordu.
“Atatürk'ün okuma ve
öğrenme aşkı sadece öğrencilik yıllarına münhasır değildi şüphesiz. Okumaya
cephede de devam ediyordu. Çanakkale savaşının en şiddetli zamanında kendisini
ziyarete gelen gazeteci Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk'ün odasını tasvir ederken,
Balzak'ın, Maupassant'ın, Boule de Suif'in ve Lavedan'ın eserlerinin masasının
üstünde durduğundan bahsetmektedir. Yine Çanakkale savaşı zamanlarında
Atatürk'ün, yazdığı bir mektupla arkadaşı Ömer Lütfi Bey'in eşinden bazı
kitaplar istediğini görmekteyiz.
16. Kolordu Komutanı olarak Doğu Anadolu'da bulunduğu yıllarda da sürekli
okumayla meşgul olan Atatürk, burada geçirdiği yıllarda tuttuğu anı defterinde,
okuduğu kitapların adını vermekte, günlerinin askerlikten boş kalan kesimini
okumakla değerlendirdiğini anlatmaktadır. (2)
Eşsiz Önderin okumaya verdiği büyük öneme ilişkin
durum böyle iken; oysa bugün durum biraz, hatta biraz değil çok çok değişmiş
güya! Biz hiç okumayan bir millet haline gelmişiz.
* * *
Değerli bir yazarımız tek kişilik gösterisinde
ilginç bir anektod anlatıyor: “Deveye ‘Boynun niye eğri?’ diye soruyor birisi.
Deve “Sen Türk’müsün?” diyor adama ve , annesine dönüyor ‘anne bu adam Türk
galiba, benim boynumun neden eğri olduğunu kitaptan okumuyor da, gelmiş bana
soruyor!’…!” (3) Yani durumumuz bu kadar vahim.
Acaba !?? Öyle midir dersiniz?!
* * *
“Bu kitap çok ince, çabuk bitiririm
ben bunu. Bana bir tane daha verin.” Acaba bir köy annesinden bunu duymak
için kaç milyar YTL verse bu ülke çok sayılır?
Bir öğrenciden şunu duymak için: “Okumak çok
güzel bir şey, hayat okumaktır, açıkçası her şey okumaktır. Bu kampanya kitap
okumayı insanlara sevdirecektir, ama bazı insanlar gene de sevmemekte ısrarcı
olabilirler Ama önemli değil herkes bir gün okuyacak ve okutturacaktır...!”
Hele bir de yukarıdaki gibi hikayelerin ortalıkta
dolaştığı bir ortamda?..
“ALIŞMAK, ALIŞTIRMAK!!! İşte bütün
eğitimcilerin ulaşmak istedikleri gaye (Selim Sırrı TARCAN);
“Alışkanlık bir halata benzer. Her gün bir lifini
örer ve sonunda onu koparılamayacak hale getiririz…“ (Horace Mann.)
Yani toplumsal projeler, eğitim kültür
projeleri hemen sonuç vermezler. Bu kuraldır. -Sabırla çalışarak- bekler
bekler, sonuçta vardığınız neticeye siz bile inanamazsınız. .
"ÖYLE DEV ÇAĞLAYANLAR VARDIR
Kİ KÜÇÜK BİR ŞIRILTI İLE BAŞLARLAR"
Tıpkı nihai hedefi 555 “bodur meyvecilik” yapan
çiftçiye ulaşmak olan “Hedef 555” projesinde de ilk yıl 100 kişi
beklemediğimiz,. lif lif örerek ilk yıl belki çok az sayıda kişi, 2. yıl daha
fazla, 3.,4.,5. yıl elle tutulur, gözle görülür kadar gibi...
Ki zaten şimdiden kısım kısım meyve bahçeleri
zuhur etmeye de başladı…
* * *
Yaşlı Ali Amca kahvehanede elinde
gazete, kitap oturmuş okuyor. Etrafındakiler takılıyor kendisine: “Hayırdır Ali
Amca?” Cevap çok güzel: “Kaymakam okuma kampanyası mı başlatmış ne , ona
katılıyorum, okumak gerçekten ilgimi çekiyor, hoşuma gidiyor!” Ali Amca’yı ne
tanırım , ne görmüşlüğüm vardır. Anlatılıyor bu. Yani? Yanisi şu. Sosyal
projelerde hangi hareketin neleri, kimleri etkileyeceğini yapan dahi hesap
edemez…
* * *
Gelelim bu yazıyı yazmamın sebebi
hikmetine. Hani bir husus vardır. Okuma kampanyası deyince ; yılardan beri
yapılan kitap dağıtma kampanyaları vardır, o gelir ya insanın aklına. Hah işte
kitap dağıtmak değil , okutmak olan amacı… Ben o okuma kampanyalarının nasıl
reklam olduğunu anlatacağım…
Hani vardır ya farkındalık yaratmak
diye bir durum. Hani vardır ya sinerji yaratma, örnekseme (özendirme), etkileşim
oluşturma. İşte bir yandan da tam da bunu anlatacağım.
Hani suya attığımız
küçük taşın fiziğin bilmem ne kuralı gereğince, küçük dalgalara, onların biraz
daha büyük ve onlarında daha da büyük dalgalar yol açıp, uzun saniyeler
(zamanlar sonucu) kıyıya ulaşan güçlü ve büyük dalga. (şlap sesi)
Bir Valinin, Kaymakamın, Müdürün,
Daire Amirinin gidipte çocuklarla birlikte, öğrencilerle, köylülerle birlikte
kitap okuması acaba hangi temiz , dupduru suya hangi adımın atılmasıdır bilemem
ki? Susurluğun filan köyündeki muhtarın “Yok canım Kaymakam Beymi, Kaymakam’da
kitap okumayla uğraşırmı? Bu çocukların işi… Ha? Gerçekten mi? Gerçekten
Kaymakam uğraşacak mı, köy kahvehanelerinin ortasına…-hayatın ortasına - …
kitaplığı, kitabı yerleştirmekle.” dediği bir Türkiye’de?
Acaba sakın o taşın-taşların çıkardığı foş foş
sesleri , Gökçeağaç köyünde “Bu saat bizim okuma saatimiz, o yüzden bu saatte
sigara içmiyor, TV açmıyor kimse.” diyen genç kardeşlerimiz –en azından bunu bir
kere diyerek- yarının Okuyan Susurluk hareketinin bir lifini ören
kardeşlerimiz olmasın sakın!?
Acaba sonunda atılan o taşın çıkardığı
şlap sesi olan büyük dalga okuyan 44 bin gönüldaş Susurluklu olan büyük dalga
olmasın mı birde sonunda? Ne bileyim olur mu olur? Olur olur bal gibi olur.
“Sevginin olduğu yerde imkansızlık yoktur.” Vallahi ben söylemedim, kusura
bakmayın. Kızıldereli atalar söylemiş.
Okuyan Köy Anneleri olmasın mı sakın?
Bak bak bak sen şimdi?! Reklama bak, lafı uzatana bak! Hele birde yarın “Köy
Anneleri okurda Şehir Babaları okumaz mı” deyip hayatı neşeye , kafiyeye
çeviren “Okuyan Şehir Babaları” çıkmasın mı karşımıza? Peh peh peh bak sen.
Neymiş efendim? -Okuyan insan özgür olurmuş,
saplantılarından kurtulurmuş, kaliteli sanatçılar çıkarmış-(4),
bilmem ne bilmem ne. Yok efendim yok reklam bunlar hepsi. Ne taşı, ne dalgası,
ne foşu, ne şlapı.
Adam sende git, reklam yapıp durma.
Yap yap, aldırma sen öyle düşünen milyonlarca kişiye –Git şurdan şeytan- yapma
yapma. Yap yap, yapın yapın değerli yöneticiler , siz bu reklamdan bol bol
yapın. Hay Allah benim dilim neler söylüyor böyle!! Neyse ne , biz devam edelim
yine de.
Bu Okuyan Köy Anneleri de neyin nesiymiş?: Ney ney
ney? 15 günde bir şehirdeki Okul Aile Birliği başkan ve üyeleri – hele birde
yanlarında ve muhteşem bir iç iç içelikle (Kaymakam eşinden, Garnizon Komutanı
eşine, oradan müdür, şef eşlerine kadar) - daire amiri eşleri ile birlikte
çeşitli köylerde yüzlerce veli-anne köy hanımefendileri ile birlikte bir akşam
geçirip, birde o programın ortasında yarım saat ortak kitap okuma saati mi
yapıyorlarmış , yetmiyormuş gibi -höşmerimli kitap geceleri-
diyorlarmış, kitaba tat katıyorlarmış birde.. Hani varmış ya insanımızla
kitaplar arasında küskünlük işte onu yok etmek , tatlı bir barışma oluşturmak
için. Bak sen hele reklama bak! Tövbe tövbe…
İnce ince kitaplarla da okuma
alışkanlığı kazanılmış mı sayılırmış? Hem de öyle 15 günde bir birarada
okumakla?
"Tabi efendim tabi, kitap okumama bizim 300 yıllık hastalığımız değil
ki..! Daha dün başladık, öyle birden bire. Onun için kitap okumama alışkanlığı
dediğin öyle birden bire kırılırsa kırılır , değil böyle uzun uzun uğraşlarla ,
ince uzun kıvrımlı, virajlı, patikalı yollarla…" Adam sende! Yahu Kaymakam,
Milli Eğitim Müdürü, öğretmen, postacı, Milli Emlakçı, doktor. Otur oturduğun
yerde..
Gönlümüzde kitap okumaya karşı bir paslı zincir
varmışda, o zinciri hep beraber, birbirimize motivasyon vererek mi
kırabilirmişiz ne? Aslında insanımız bir davet mi bekliyormuş (Küçük bir davet
-ankette 2400 velinin %80i çocuklarının okul sonrası 15 er dakika ortak okuma
programına evet mi demiş, hatta %65 i de aynı saatlerde bende okurum mu demiş)
ne?(5) Hadi canım sende! Bırak reklamı….
Yine, güya çocuklara ana-baba,
öğretmeni, büyükleri , hepimiz oku oku demesine rağmen çocuklara etki
edilemiyormuş. Çünkü tavsiye edenler okumuyor ki imiş. (6)
Bu yüzden acaba ÖNCELİKLE
BÜYÜKLERİ Mİ OKUTSAYMIŞIZ? Böylelikle, çocuğu daha küçük yaştan okumanın çarpıcı
bir değişime yol açtığını anlayacak gözlemlere mi sahip kılsaymışız?
Özendirebilsek miymişiz? Acaba…
Neymiş efendim, kalkınmanın birinci şartı kültürde
reform yapılmasıymış... Bütün insanlar okursa, sağlıkta, imarda,
emniyet-asayişte , ekonomide işler kendiliğinden düzelirmişde; kendisi görev
süresi içersinde sadece okuma alışkanlığını Susurluğa yerleştirmekle uğraşsa
başka hiç bir şey yapmasa , hatta ondan sonraki, ondan sonraki, ondan
sonraki Kaymakam da sadece bununla uğraşsa –hoş okuma kampanyaları yapmak hiç
birşeye engel olmadığı gibi aksine onları hızlandıran etki yaparmış ya- yinede
yeğdir miş miş miş!...Bak sen bak!... Reklama bak!...
Asıl reklam şimdi geliyor sıkı durun:
www.susurluk.gov.tr resmi internet portalında proje hakkında ve yapılan
faaliyetlerle ilgili güncel bilgiler yayınlanarak okuyan kişilerin
okumaya meyilli ve/veya meyilli olmayan kişilere tesiri yayın yoluyla
arttırılmaya çalışılıyormuş da ziyaretçi köşesi yoluyla çok olumlu geri
bildirimler alınıyormuş. Almanya’dan, Amerika’dan, Avustralya’dan, Yeni
Zelanda’dan, ve yurdun dört bir yanından mesajlar yağıyormuş. Gelde düşünme;
“hep olumlu mesajları yayınladınız” diye. Yok vallahi bir tane olumsuz mesaj
gelmedi , inanın… İnsanlar özlemiş mi böyle şeyleri ne?
Hele birde şuna bakın;
-
Güya köyde evin kızları çok kitap okuduklarından anneleri kızlarına dermiş ki;
“hep kitap okuyorsunuz , biraz da ev işlerine yardım edin.” Hele
feleğin oyununa bak, gün dönüp çatınca anne çoktan Halit Ziya’ları devirip şu an
Peyami Safa’dan okumaya başlamış bile. Bu sefer kızlar demesinler miymiş “Anne
hep kitap okuyorsun, biraz da ev işlerine yardım et.” Birde sen bu hikayeyi
“Okuyan Köy Anneleri Projesi”nde 100 annenin önünde anlat. Bak bak bak sen!
Yok efendim , yok bizim milletimiz
okumaz. Boşuna yorulmayalım, sakın ha ümit dahi etmeyelim!!!
"ya çaresizsiniz,
ya da çare sizsiniz.
ya ümitsizsiniz,
ya da ümit sizsiniz."
diyen Behçet NECATİGİL’i hiç dinlemeyelim. Bekleyelim, bekleyelim, bekleyelim.
Birgün belki uzaydan bir el gelir, milletin bu onulmaz derdine bir çare bulur.
Hatta “vazgeçilmez öneme haiz değerler yere
düşünce el uzatan karıncaya Hak Teala dağları taşıtırmış” felsefesini de
hatırlamayalım hiç…
* * *
Güldünüz değil mi? Bu şimdi hin hin duruyor. Bir
hikaye daha anlatacak galiba der gibi bakıyorsunuz değil mi? Yok bu seferki
kısa hikaye. Yine aynı akşam. Hani şu bizim “hayatın ortasında kitap” deyip
adamların hayatının 16 saatinin geçtiği köy kahvehanelerinin ortasına -
köşesine konan kütüphaneler vardı ya… Yoksa bahsetmemiş miydim fazla.. Hay
Allah neyse. Meğer birileri ne işe yarayacaktır derken bunlar? Meğer bizim
kütüphaneler ne işlere yararmış? Demesin mi okuyan bir köy annesi. “Ben falan
köyün kahvecisinin eşiyim. Ben o kahve kütüphanesindeki bütün kitapları okudum.
Bana daha farklı kitaplar getirin.”
Daha neler neler;
- “Efendim geçen sefer çocuk eğitimiyle ilgili kitap okudum, çok faydalandım.
Ben yine o kitaplardan istiyorum. “ diyenler mi ararsın, “bu kitap ince ben bunu
çabucak bitiririm, bana 2. bir kitap daha verin” diyen mi? “Biz artık küçük
romanları okumaktan bıktık, güncel kitaplar istiyoruz “ diyenler mi ?!
- Bağımsız gözlemcilerden “Eskiden
takvim yaprağı arkası okuyan yaşlılar artık çekiyor kütüphaneden bir kitap ve
onu okuyor.”
-Yine “Efendim bu program başladığınca
heceleyerek okuyordum şimdi seri bir şekilde okuyorum” diyen orta yaşlı
insanlar mı?
Ne dersiniz acaba?... Yoksa…? Anadolu insanı aç mı yoksa! Böyle bir heyecan
mı bekliyor yoksa! Yoksa ilgisini çekecek kitaplarla başlamayı da prensip mi
edinsek yoksa??? Yoksa, yoksa???
Acaba okuma projeleri mutlaka esnek
olmalımı desek.?!... Acaba “bu tür projeler uygulamanın gidişatı , şekli,
zamanı, yerleri konularında sınırlamaya gidilmeden, nerede-ne zaman-hangi
zeminde -kimlerle okuma fırsatları , fırsat grupları yakalanırsa OKUMANIN
REKLAMI YAPILA YAPILA sürdürülmeye namzet olmalıdır” mı desek?
Acaba tedricilik metodunu mu uygulasak.?!
“Zamanı gelmiş bir fikrin önünde hiçbir kuvvet duramaz. Ancak zamanı gelmeden
açıklanan bir fikrin uygulanmasına da hiçbir güç yetmez ve o tür fikirler
hükümsüz kalmaya mahkumdurlar.” mı desek !?
Yoksa yoksa…
“Hepsinden önemlisi proje bize, bu tür bir
toplumsal sosyal projede, elde edilen sonuçların projenin yaptığı etkinin
uncountable (sayılamaz, hesap edilemez) olduğunu öğretmiştir. Dükkanında ‘Okuyan
Susurluk’ isminden , gördüğü okuyan öğrenciden , okuyan arkadaşından , okuyan
memurundan etkilenerek tezgahı üzerinde artık kitap bulunduran esnafın, kaç
kitap okuduğunun, ne kadar okuduğunun hepsinden önemlisi oradan gelip geçen
insanlarda yaptığı etkinin ve onları hayatın hangi dönemecinde hangi saatinde,
hangi anında kitap okuru yapabileceğinin hesabı yoktur.”; şeklindeki,
gözlemlerimizin bize öğrettiğine mi inansak ? Ve böylece okuma kampanyaları
“OKUMANIN” REKLAMIDIR mı desek ?..
* * *
Neyse devam edelim şu reklamlara, şu reklamların
caf caf dolu manzumelerine.
Kamu kurum ve kuruluşlarında memurlar
ellerinde kitap, vatandaş yoğunluğu olmayan saatlerde okuyorlarmış. Birde
vatandaş çatmasın mı bu okuma saatlerinde, masaların üzerinde kitapları gören…
Allah Allah bu da ne?
Birde Mülki Amir “Ortak Kitap Haftası” düzenlemiş
ilçedeki tüm kamu personeline.. Bu haftaya belediye, banka ve Adliye personeli
de katılmış ve hep birlikte Grigory PETROV’un “Beyaz Zambaklar Ülkesinde”
(7) isimli kitabını mı okumuşlar ne! İlginç!!! Bak
sen reklama.
Tüm bu yapılanlar yetmiyormuş gibi
birde biz kitabın reklamını, okumanın reklamını, “okuyan insan”
portresinin zihinlerde yaygınlaşmasını, farkındalık yaratmayı , etkileşim,
sinerji, örnekseme oluşturmayı mı hedefliyoruz diyorlarmış ne? Bak bak sen,
lafın büyüklüğüne bak!...(8)
Sen birde yetmiyormuş gibi kalk
projenin koordinatörüyüm diye “Hadi arkadaşlar gelin biz bu reklamdan mebzul
miktarda yapalım.” de. Bak bak bak sen!…
* * *.
İlçenin kapalı spor salonunda “Okuyan
Sporcu Atatürk Salon Futbol Turnuvası” düzenle, maç aralarında seyircileri ve
sporcuları kitap okumaya teşvik et. Olmaz , olmaz derken herkesin elinde
kitaplar, turnuva sonuna kadar yüzlerce kitap okunmuş muş… Tribünlerde insanlar,
ellerinde kitaplar ; tamda özlenen, yolu gözlenen, ulaşılmak istenen tablo bu
muymuş ne?
Birde ortak okuma programları ziyareti sonrasında
okuyan insanın ulaşacağı o muhteşem netice ile ilgili karşılıklı muhabbet
sırasında, Kaymakamının yemek saati geldi diyerek sohbeti kesmek istemesi
üzerine; Kader kızımız demesin mi : “Efendim siz bunları bize
anlatıyorsunuz ya, bu bilgiler için biz değil bir öğlen bir ömür boyu aç
kalmaya razıyız!” BU SES YÜKSELEN TÜRK GENÇLİĞİNİN SESİ GİBİ Mİ GELMİŞ
KAYMAKAMINA, NE. Bak sen bak daha neler..
Bir kez başlarının okşanmasıyla, bir araya
geliyorlar annelerini babalarını harekete geçirip “Yeni Nesil Okuma Evi” isimli
bir okuma evi oluşturuyorlarmış da evlerinin bahçesinde… Bunları yönlendiren
biriside yokken hem de, kendiliğinden harekete geçiyorlarmış çocuklar. Tabi
böyle olunca boş durmayıp, Kaymakamlık olarak hergün birer “dondurmacı
amcaları” tahsis etmekde bu sevimli , küçülmüşte büyümüş, şekeri fazla katılmış
çocuklara işin cabasımıymış ne. Bak bak bak sen. Reklama bak. Tövbe tövbe!...
İlçe meydanında , ilçenin en büyük camii olan
Çarşı Camii altındaki mevcut büyük bir çay ocağında İlçe Müftülüğü’ nün de
katkılarıyla içerik açısından zengin bir kitaplık oluşturulmuş, birde büyük bir
levha asmışlar dışarıya “Çay Ocağı-OKUMA EVİ” diye. Bak sen…Çevredeki esnafın
ve cami cemaatinin burada kitap okudukları da görülüyormuş, hatta gönüllü kamu
görevlileri de gidip okuyormuş bazı zamanlar. Buda olur mu, görülmüş şey
değil!!!
Al sana bir reklam daha! ;
Öğretmenler Günü Törenlerinde, İlköğretim Haftası açılışında, Kaymakamlık
tarafından düzenlenen Şiir Gecelerinde, İlçedeki okulların yıl sonu
etkinliklerinde, kısacası tüm platformlarda projeyi sürekli ön plana çıkart,
kitap okuyan insan profilini sürekli işle dur! Hadi canım sende, başka işi mi
yok Kaymakamın!!! Bilim Teknoloji ve Tasarım Şenliği düzenle orda da hep
kitaptan bahset , ödüllerin arasına kitap da koy. Yeter canım artık! Bu kadar da
değil yani!!!
“Kitabını oku, sütünü iç, çikolatanı al!” Bu da
ne diyeceksiniz şimdi? Bir kampanya, kütüphaneye gelip kitap okuyan çocuklara
süt ve çikolata hediye ederek onları okumaya ve kütüphaneye heveslendirmekten
başka bir şey değil elbette. Günde elli kişiyle başlayıp, henüz bir ay olmadan
75 – 100 kişi gibi rakamlara çıkmak… Hadi canım sende!
Yani, Bölgesel Karate Şampiyonasına gelen
karatecilerin ödül töreninde ödül alan
Susurluk Belediye Sporlu karateci minik öğrenciye,
ortak okuma programı boyunca 30’un üzerinde kitap okuduğunu mikrofondan 200-300
sporcuya duyurtmanın karate ile alakası ne?… Abarttın ama Kaymakam, çok
abarttın!... Neymiş efendim oradaki 6 il 4 ilçeden gelen sporcular etkilenirmiş
de, bu yolla projenin etkileri 10 tane büyük yerleşim yerine ulaşırmış, biz de
okuyalım arkadaşlar derlermiş. Peh peh peh.. . Gel de inan…
Hele birde “Okuyan İşyerleri” mi düşünülüyormuş
son günlerde ne? Git sende Kaymakam. İşyerleri ? Okumak? Bari “Okuyan İşçiler”
de Kaymakam... Ne kaldı geride Kaymakam.!.. Tarlada çapaya giden bayanlar mı?
Yoksa beşikte yatanlar mı? Hadi hadi abartma bu kadar.
Projenin başlangıcından beri her zaman yanlarında
olan Sayın Balıkesir Valimiz Selahattin HATİPOĞLU’na minnetlerini sunan ; başta
proje çalışma ekibi üyeleri olmak üzere, başından beri projeye canla başla
katılan tüm birim amirlerine, sivil-asker tüm personeline teşekkür eden
Kaymakamları;
Sağda solda “onlarla benim aramda, bu projeye
ve daha bir çok icraatlarımıza içten katılımları sayesinde şu koltukla sehpa
arasındaki kadar mesafe yoktur, öyle hissediyorum, -zaten başlangıçta
projenin altında yatan asıl saklı hedef de bu birlikteliği sağlayabilmektir-
onlara hayranım”dediği Susurluklu veli, anne-baba, öğrenci, köylü şehirli,
esnaf, işadamları ile sivil toplum kuruluşları (oda ve dernekler v.s.) üyeleri
ve her zaman yanlarında hazır bulunan mahalli basın olmak üzere tüm
SUSURLUK’lulara yani tüm “Okuyan Susurluk” gönüldaşlarına sonsuz minnet ve
teşekkürlerimi sunuyorum” mu diyormuş ne? Sırf reklam olsun diye!....
* * *
Ha bu arada az kalsın unutuyordum. Şu ilçemizin
kulaklarda yad-ı nacemil olarak kalan isminin hani şu “Susurluk .… davası”,
”Susurluk …. kazası” diye duyulan isminin yerine o isme böyle son ekler değil
de bir ön ek kondurarak “OKUYAN SUSURLUK” mu desek , öyle mi bilinse acaba
ilçemizin yad-ı cemil’i.!... Ne dersiniz? Şöyle geri durup bir daha bakın
isterseniz “OKUYAN SUSURLUK” kelimeleri daha yakın durmuş değil mi birbirine!?..
* * *
“Eeeeh” deyip şöyle geri yaslandığımda “daha
anlatılacak çok şey var, ama..“ diyorum kendi kendime. Sanki öyle geliyor ki
bana… O duru suya atılan o tertemiz adımın yayabildiği dalgalar ve o şlap sesli
son dalgaya gidişin izleri okunabiliyor bu anlatılanlarla…”
Demek ki dostlar
başlangıçta bahsettiğim devecik yanılmış herhalde! Beklide boynunun niye eğri
olduğunu kitaptan okumayıp soranın Türk olduğunu iddia ederken yanıldı o
devecik. Gördük değil mi dostlar !... Türk insanı okuyormuş da, okumaya
mehilliymiş de. İş bize düşüyormuş meğer!...
Demek ki, demek ki, demek ki… Türk insanı
Atatürk’ün izinden giderek, her ortamda (karda, kışta, zorda, darda, minibüste,
otobüste, havaalanında, metrobüste, köyde, şehirde v.s.) kitap okumaya hazırmış
meğer.
İşte böyle dostlaaar! Bu ülke topraklarında bu
milletin fertleriyle birlikte 15 aydır uğraştığımız bir çalışmayla bir tecrübe
kazanımımız oldu. Dedim ki bu kazanımı asıl sahibi olan milletle paylaşmalıyız.
İşte bu maksatla: hani içimin beni durdurmadığı bir sabah erkenden uyandığımda
başladığım bu yazı bu minval üzere yönlenerek sona yaklaştığında bir de ne
göreyim!
“Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah GÜL’ün
himayelerinde “Türkiye Okuyor Kampanyası”(9)
başlamasın mı? Oldu benim yazı hükümsüz.
Meğer okuma kampanyaları reklam değilmiş… Meğer bu
projeler “okumanın reklamını” yaparak, okuma alışkanlığı kazandırılması
ve bu alışkanlığın geliştirilerek kitabın gündelik hayatın bir parçası haline
getirilmesi, “hayatın ortasında kitap” prensibinin gerçekleştirilmesi
içinmiş. Bu da birgün böyle, Sayın Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan bir
kampanyayla onaylanacakmış.
Benim yazı serüvenimde daha başlamadan
bitecekmiş! Ne yapalım kader!… Üzülmeye gerek yok..! Hem öyle ümitsizliğe de
kapılmamayalım hemen!... Bakarsınız bir gün hükümsüz bir yazı yazacak başka bir
sebep daha çıkıverir…
Saygı ve hürmetlerimle…
Not (1) : Mart 2008’de basın toplantısıyla
kamuoyuna duyurulacağı bildirilen; Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah GÜL’ün
himayelerinde başlatılacak olan “Türkiye Okuyor Kampanyası” hakkında laf etmek
bana düşmez. Bu işi sayın valilerim veya idarecinin sesi dergisinin üst düzey
yazarları çok daha iyi yapacaklardır. Ancak okuryazarlığın öğrenilmesini
teşvik etmesiyle birlikte, tabi ki kitap okurluğunu geliştirmeyi hedeflemesi
ve bununla birlikte “bilgisayar okuryazarlığı” gibi yeni bir kavramı
ortaya koyup desteklemesi itibariyle “muhteşem bir kampanya” olduğu kanaatinde
olduğumu da belirtmek isterim
Not (2) :
Görev yaptığım ilçede uygulamaya koyduğumuz “Okuyan Susurluk” Projesinin çok
daha iyilerini ve benzerlerini
gerçekleştiren , projeye gerek bizden önce gerekse
bizden sonra başlayan ve özverili çalışmalarda bulunan değerli mevkidaşlarıma
teşekkür eder , başarılı çalışmalarının devamını diler, sayın valilerime en
derin saygılarımı sunarım.
Not (3) : İş bu yazı astlarıma bir tavsiye
, mevkidaşlarıma bir davet, değerli üstlerime karşı ise bir durum tespiti
niteliğindedir. Böyle algılanması arz ve ricasıyla..
DİP NOTLAR
1.“Uludağ Üniversitesi’nin Dergisi, Sosyoloji
Bölüm Başkanı Prof. Dr. Fügen Berkay’ın konferansından alınmıştır “
2.Cengiz OTACI (Radikal 15/11/200)
3. Sunay AKIN (Tek Kişilik Gösteri)
4.Thomas Jefferson (Mehmet SOYSAL, “Yılmaz ULUSOY,
Yılmayan Bir Adamın Hikayesi”)’den alıntıdır.
5. “Okuyan Susurluk Projesi” Şubat 2007
6. Mehmet SOYSAL (Yılmaz ULUSOY,Yılmayan Bir
Adamın Öyküsü ) 2004 s.341
7. Atatürk’ün 1928 yılında mesleğe yeni başlayan
öğretmenlere ve askeri okul öğrencilerine okumalarını emrettiği kitap
8. “Okuyan Susurluk Projesi” Şubat 2007
9. T.C. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği
03.01.2008 tarih ve B.01.0.GNS.83-33 sayılı “Türkiye Okuyor Kampanyası” projesi
konulu yazısı
|